Mobil İnternet nereye gidiyor?

Bir kaç haftadır okuduğum raporlar, analizler ve güncel haberlerin işaret ettiği bir durum var; cep telefonundan mobil internet kullanım alışkanlıklarını ve ADSL ücretlendirme modellerini baz alarak hazırlanan mobi internet (3G modem vb.) tarifeleri, önümüzdeki günlerde operatörlerin başına iş açacak gibi…

Nedenini şöyle bir örnekle açıklayayım; evlerimize aldığımız 19 litrelik suyun fiyatı 6.5 liradır, sokakta ya da trafikte çok susadığımızda aldığımız 0.5 litrelik suyun fiyatı ise 0.5 lira.  Şayet 0.5 litrelik paket su ile müşteriye sunduğunuz “anlık su ihtiyacını giderme” değerini göz ardı edip direkt alınan şey “su” dur dolayısıyla fiyatlama eve alınan suyla benzer olmalı algısına oynarsanız, 0.5 litrelik suyu 0.15 lira gibi bir fiyattan satmanız gerekir ki, bu marjlarla bu iş lanını devam ettirmeniz mümkün olmaz.

Mobil internet konusunda da önümüzdeki dönemde olacak şey tamda buna benziyor; operatörler “ADSL’de internet, mobil internet de internet, dolayısıyla ücretlendirme modelleri benzer olmalıdır” bakış açısından sıyrılarak  ve interneti  ”commodity” çerçevesine sokmaktan vazgeçip, “mobil olarak herhangi bir yerden ADSL hızında internete bağlanmak başlı başına premium bir değerdir”  konumlamasına önce kenndisini ikna etmelidir. Dolayısıyla 0.15 liraya satıp kar edilmeye çalışılan 0.5 litrelik su 0.5 liradan satılmaya çalışılacaktır.

Peki  pazarda yerleşmiş olan müşteri algısı ne olacak diyebilirsiniz. Operatörler bunu üç şekilde yönetmeye çalışacaklar diye düşünüyorum; 1) “all you can eat” veya “flat-rate” tarifelerinden “usage based” üretlendirmelerine geçiş,  2) katmadeğerli servislerle paketlenmiş daha yüksek fiyatlı paketler,  3) servis kalitesi, hız ve servisleri networkte önceliklendirme bazında fiyatlamalar… 2010/Q4 te LTE geçişine hazırlanan AT&T de mobil internet fiyatlama değişiminin sinyallerini vermeye başladı bile, işte örnek haberi.

Tüm bu değişimin gerektiğini söyleyen analizlerden birisi şöyle diyor; flat rate tarife modellerini kullanan operatörlerin genel mobil internet kullanıcı alışkanlıklarına bakıldığında, yaklaşık %5-7  lik bir kullanıcı toplam trafiğin %35-40 nı oluşturuyor. Bu durum, 100 birimlik kapasitenizden 100 lira kazanabileceğiniz yerde 65 – 70 lira kazanmanız anlamına geliyor ki, günümüzde kabaca %20- 25 civarında kar marjı olan operatörler için bu birim fiyatlar, başabaş veya zarar konumunu işaret ediyor.

Yeni nesil ve iş ortamlarının değişimi

Uzun süredir aklımda olan bir konuydu;  ne olacak iş hayatında bu yeni nesilin hali, ya da ne olacak yeni nesil ile bu iş hayatının son hali mi desem…Yeni nesil derken özellikle 85-86 doğumlular ve sonrasını kastediyorum (Y kuşağının bir kısmı ve Z kuşağının tamamı). Çünkü bu arkadaşlarla konuştuğumda onları gözlemlediğimde, şu anda iş yaşımını domine eden 70-84 yılları arasındaki kuşağa göre çok farklılıklar gösteriyorlar.Sanırım bu duruma,  internetin ve globalleşmenin kişiliklere olan etkisi diyebiliriz…

Sektörde olan senior çalışanlara göre hayattan bekledikleri dolayısıyla iş hayatından bekledikleri bayağı bir farklı. Örneğin geçenlerde iş görüşmesine giden bir arkadaşımın kardeşinin, gece dışarı çıkarken jöle ile saçlarına verdiği stili bozmadan görüşmeye gittiği için karşısındaki kişi tarafından pozisyona “uygun” bulunmayışı, beklentilerdeki farklılığı göstermek için yeterli. Özellikle Telekom, Bankacılık, Bilişim sektörlerinde takım elbise ve benzeri tek tip “efendi” giyimler  uygun görüldüğü için, önümüzdeki dönemlerde bu genç arkadaşlarımızın kendi tarzlarını korumak adına geleneksel firmaları sancılı bir değişime zorlayacaklarına eminim. Özellikle yerel firmalar ya değişecek ya da özgür ve yaratıcı düşünebilen bu arkadaşları uluslarası rakiplerine kaptıracaklar.

Düşünsenize sürekli gezmek, yeni yerleri, ortamları keşfetmek isteyen bu özgür ruhlu, rahat arkadaşlara  yılda 12 günlük bir izin çizelgesi yeterli olacak mı sizce? Ya da müdürünüzle girdiğiniz bir toplantıda “büyükler” konuşurken ” küçüklere” dinlemek düşer şeklindeki geleneksel usta çırak ilişkisi, kendini ifade etmekte kural tanımayan bu arkadaşların psikolojisini nasıl etkileyecek. Uluslarası firmaların bunları düşündüğünü ve ortamlarını evrimleştirdiğini, yöneticilerini eğittiğini biliyorum. Ama kurumsallaşamayan, ya da kurumsallaştığını zanneden,  geleneksel yönetim metodları uygulayan yerel firmalar,  nitelikli insan kaynağı savaşları açısından büyük bir rekabetin içerisine hızlı adımlarla ilerliyor diye düşünüyorum.

Dolayısıyla, yeni nesil ile ne olacak bu iş hayatının hali, sorusunu sormak daha anlamlı gibi görünüyor. Yeni nesili çalışan olarak kazanmak , onları memnun etmek ve uzun süreler aynı firma için çalışmalarını sağlamak gün geçtikçe daha zorlaşacak diye düşünüyorum…

Telecom Conceptshops

Yurtdışına gittiğimizde bir çok operatörün “conceptshop” ismi altındaki şubelerle, pazara çıkmamış yeni teknolojilerle müşterilerini tanıştırmak istediklerini ve “biz rakiplerimize göre teknolojide daha ilerideyiz” söylemini sahiplenmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Buna benzer çalışmalar Türkiye’de de operatörler tarafında yapılmakta ancak yukarıda bahsettiğim gibi müşterilerini ne kadar yeni teknolojilerle tanıştırabiliyorlar ve teknolojide ileri olma imajını ne kadar hakkıyla sahiplenebiliyorlar biraz soru işareti. Bu şubeleri gezip incelediğimde “conceptshop” lar yeni konseptlerden daha çok; telefon modelleri, tarifeler ve uzun süredir pazarda olan ama müşterilerin ilgisini çekmemiş servisleri müşterilere sunmaktan öteye gidemiyor. Bu alanda “me too” denilen benzer yaklaşımlardan ziyade gerçekten herkesi şaşırtacak teknoloji demolarını 3-4 “conceptshop” ta sunmak, şu anda pazarda devam eden fiyat/kontör savaşlarına farklı bir soluk ve heyacan getirebilir diye düşünüyorum. Telekom operatörleri bu conceptshop’ ların artık hakkını vermeyi düşünmeli…

Bu arada ekte sizinle paylaştığım resimde Turkcell conceptshop önünde bir şeyler ima eden TT telefon kulübesini göreceksiniz, belki Turkcell’in bu kulübenin yanına cep telefonu ile konuşma kulübesi yaptırması güzel bir cevap olabilir, ne dersiniz…

Skype WiFi Erişimi Sağlıyor

Geçen haftalarda yayınladığım Telekom Değer Zinciri yazımda bahsettiğim, zincir halkaları arasındaki  ”convergence” a güzel bir örnek.  Ekteki haberde, “Servis” tarafında yer alan Skype’ ın değer zincirindeki yerini güçlendirmek için “Erişim” tarafına doğru  ilerlediğini görüyoruz …

—-

Skype is now allowing users to pay for WiFi access in places that charge for WiFi, such as airports, using a service called Skype Access. This past weekend Skype sponsored free WiFi at 100,000 hotspots around the world to publicize the new service.

Skype Access is designed to be an alternative to credit cards and the cumbersome task of typing in details and authenticating via login screen. It allows users to select the WiFi network they want to connect to, and if that hotspot supports Skype, a pop-up message will appear asking users to pay using their Skype credit. Once they are connected,  users pay per minute for what what they use as opposed to traditional hotspot pricing that requires users to pay for at least an hour of access even if a user connects for 20 minutes. The per-minute price of Skype Access is around 19 cents.
Source: http://www.skype.com/intl/en/allfeatures/skypeaccess/

İş hayatında başarı

Daha önce başarılı bir iş alanı kurmak üzerine bir yazı yazmıştım, bu yazıdaki yaklaşımımın kurumsal iş hayatındaki çalışanlara kariyer yolunda ışık tutabileceğini düşünüyorum…

Yazı şöyleydi;

“Biraz düşündüğümde yeni bir iş alanı geliştirirken şu süreçler çıkıyor ortaya, bir işin tamamlanmasını %100’lük bir süreç olarak kabul edersek ;

  1. “İş”  fikrini yaratmak ve olgunlaştırmak: %40
  2. Ürünü teknik olarak geliştirip ortaya çıkarmak: %20
  3. Ürünü pazarlamak ve satmak: %40

Bunlardan birinci maddeyi herkesin yapabileceğini düşünmüyorum, bu alanda mükemmelliğin kişilerin  kişisel yetenekleriyle doğru orantılı olarak arttığı kanısındayım. Ancak bu konuda yetenekleri sınırlı olan birisi “ürün pazarlama ve satma” yüzdesini ilişkileri – networking- vasıtasıyla  %70-80 e çekerek açığını kapatabilir. Ürünü teknik olarak geliştirip ortaya çıkarmak ise en basit olanıdır bunu genelde yapacak birileri mutlaka bulunur.

Üzerine düşülmesi gereken; “ürünü pazarlamak ve satmak” becerimizi yani networking i olabildiğince yukarı çekmek, ya da yarattığımız iş fikrini öyle mükemmel tasarlamak ki ürün kendi kendini satsın.”

Kurumsal iş yaşamındaki bir çok kişi yukarıda bahsettiğim üç maddeyi farkında olarak veya olmadan, belirli ağırlıklarla gerçekleştirmekte. Bence doğru denge kurumsal bir ortamda çalışıyor dahi olsanız, kendi işinizi yapıyor gibi farklılık yaratabilecek bir iş alanı yaratabilmekte (madde 1) ve/veya kurum içindeki networking i çok yüksek tutabilmekte (madde 3) . Bu konulara yeteri kadar önemi veren kişilerin kariyerinde daha hızlı ilerlediğini gözlemliyorum. En fazla yapılan yanlış ise yalnızca işin kendisini yapmaya (madde2) harcanan çok fazla zaman ve çaba… Emin olun kurmaya çalıştığınız iş alanı gerçekten farklılık yaratmıyor ve networking i dikkate almıyorsanız, üzgünüm ama, biri beni görsün/duysun çabalarınız  büyük bir oranda boşa gidecektir…

Telekom değer zinciri

       Telekomünikasyon dünyasının büyük resmini çizmek istediğimde aşağıdaki gibi bir görüntü ortaya çıktı;

          Değer zinciri yaklaşımının doğası gereği her halkanın büyük resimde bir anlamı olmalı ancak birçok durumda bu halkanların anlam ağırlıkları eşit olmayabiliyor. Telekomünikasyon dünyasında karşılaştığımız durum buna çok iyi bir örnek teşkil ediyor.

          Telekom sektörü gelişmeye devam ettikçe değer zincirinin başında bulunan Terminal ve sonunda bulunan İçerik halkaları Toplam Çözüm’ün en değerli yapı taşları haline geliyor. Kısaca çözümün müşterideki değerini %80-90 oranında belirleyen bu iki halka olmaya başlıyor. O nedenle günümüzde Erişim ve Servis arasına sıkışmış Telekom operatörleri Terminal ve İçerik yönlerine genişlemeye çalışırken, Terminal sağlayıcılar Erişim ve Servis tarafına doğru ilerleyip değer zincirindeki ağırlıklarını artırma amacındalar. Böylelikle müşterileriyle sadece terminal alımı esnasındaki kısa süreli iletişim yerine servisler vasıtasıyla sürekli iletişim kurup yukarı/çapraz satış fırsatlarını kolluyorlar

          Gelelim İçerik Sağlayıcı’ lara;  kendilerine bu  bu zincirin en “tok satıcı” üyeleri diyebiliriz, eninde sonunda her içeriğin bir alıcısı mutlaka vardır, bu durum da tok satıcı olmaya yeterlidir, sizce de öyle değil mi? Örneğin; hangimiz Örümcek Adam filmini izledim o nedenle Terminatör filmini izlemeye ihtiyacım yok diyebilir, konu ihtiyaç değildir çünkü eğlencedir o nedenle konu  nicelikten ziyade nitelik önemlidir… Peki ya ihtiyaç ; Turkcell/Avea/Vodafone hattım var ikinci bir hattı neden alayım ya da iPhone telefonum var yeni bir cihaz almama gerek yok gibi söylemlerde gizlidir. Bu durumda değer zincirinin en “değerli” üyesi İçerik için “Content is the King” demek yanlış olmaz sanırım…

          Peki tüm bu halkalardan en iyi karışımı yaptık ve inci gibi yanyana dizip en mükemmel çözümü oluşturduk, sizce işlem tamam mı? Hayat kimya denklemlerinde varsayılan NŞA ortamı gibi olsa idi bu soruya “evet” denebilirdi ancak ne yazık ki öyle değil,  bu denklemin sonucunu en dramatik şekilde değiştirebilecek etken ; Regülasyonlar‘dır. Regülasyonlar üzerine çok laf söylemeye gerek yok, matemetiksel olarak aşağıda verdiğim denklem Regülasyon uygulamalarının sonucu ne kadar değiştirdiğini anlamak için yeterlidir diye düşünüyorum. Belkide söylenmesi  gereken en önemli şey Regülasyonlar tüketicilerin daha kaliteli hizmet almasını ve ülke kaynaklarının verimli kullanılmasını gözetmek için vardır …

Sektörün kurallarına çok fazla müdahele = iş alanının kısırlaşması,  çok az müdahale = kaos ve/veya  tekelleşme  ye neden olur. O nedenle, pazar gelişimine engel olmadan, tüketici çıkarlarının ve ülke kaynaklarının verimli kullanımını gözetmenin zor ve direkt sonuca etkiyen bir iş olduğunu düşünüyorum…

The delta value formula

Telco Strategies isimli blogdan seçtiğim bir alıntı… Telekom dünyası gibi soyut ürünlerin pazarlandığı bir dünyada bilinmesi gereken ana yapı taşlarından birisi;  fiyat-değer algısından bahsediyor…

As time goes by and the picture gets clearer, I take one important learning from the Kellogg course with me. The good thing is: This learning can be summarized in one equation. Well, good thing for me since I have to admit liking mathematical rigor (No, please don’t take me as a boring/picky!).

Well, this is the equation:humour-908907-l

Δ price ≤ Δ value

So, why do I like this equation? Let me explore it further.. in other words that equation equals:

Price(your price) – Price(your competitor’s price) ≤ Value(your offering) – Value(your competitor’s offering)

So, what does the left hand side of that inequality represent? That’s your price premium. What about the right hand side? That’s the additional monetary value your offering provides, the extra value that only your offering can provide (and that competition can’t match).

Thus, what if there is no Δ value? Or what if you “don’t know”/”can’t prove” the differential value your offering has in comparison to competition?

Well, this is what our equation gives us:

Δ price ≤ 0, that is to say:

Price(your price) – Price(your competitor’s price) ≤ 0, which finally means:

Price(your price) ≤ Price(your competitor’s price)

Yes, you got it all right. In case you cannot prove the value side of that equation in monetary terms, your offering/product might be, and as a matter of fact should be, perceived as a commodity. And how do you think procurement managers buy commodities? They buy the cheapest!

Then you might think: Great, that’s a matter of having my marketing peoplecreating some smart business cases. Well, I wouldn’t simplify things to that extreme. Please have a look at the value creation arrow below:value creation arrow

Marketing should rightfully be held accountable for “Communicating the value, educating the market”. However, the value creation process should start much earlier. In fact, it should start as early as when you decide what to take to market.

Very well then. So, what is the monetary value proposition for the product/service you plan to offer? And how is it better than competition or the second best alternative (that solves the customer’s problem)? In case you can’t answer that, you better get prepared for a price war!

Source: http://telcostrategies.wordpress.com/

İş hayatı evliliğe benzer…

Geçenlerde bir arkadaşımın söylediği bir söz üzerine düşündüklerimi sizinle paylaşmak isterim… Şöyle söyledi; “Çalıştığımız şirket ile ilişkilerimiz evliliğe benzer, her şey mükemmel değildir, önemli olan dengeyi kurabilmektir…” Gerçekten de öyle değil mi, bazen yaptığımız iş ve sorumluluklar bizi tatmin etmez, bazen beraber çalıştığımız yöneticiyle veya kurumun kültürüyle uyuşamadığımız noktalar vardır, bazen de maddi menfaatler yeterli olmaz… Daha bir çok şey sayabiliriz… Belkide bu beklentileri Malcom Gladwell’in Outliers kitabında özetlediği gibi, üç başlığa indirgemek dengeyi kurabilmek için işimizi kolaylaştırabilir.
İş hayatı denklemindeki en önemli üç değişken şunlardır:
1- İşi yönettiğini hissetmek
2- Sahip olunan bilgiyi işte kullanmak
3- Yapılan işin sonuçlarını görmek, hem maddi hem de manevi…
Size uygun olan karışım dengesini ancak siz bilebilirsiniz, size sadece şu yorumda bulunabilirim; bu başlıklardan herhangi birinin %100 olması ve diğer ikisinin %0 ‘a yakınlaşması gibi bir denge ya da dengesizlik, emin olun size mutluluk getirmeyecektir. Bunun yanı sıra tüm beklentilerin %100  olamayacağını,  ”doğada hiç bir şey mükemmel değildir”  dersinden zaten biliyor olduğunuzu varsayıyorum…
Buyrun kendiniz için ideal karışımı yaratın ve onun peşine düşün, neyi aradığınızı bilmek hayatınızdaki hayal kırıklıklarınızı azaltacakdır…